Depremden Etkilenen/Depreme Maruz Kalmış Çocuklarla Sanat Terapisi Odaklı Çalışmalar- Deneyim Paylaşımı
Dr. Öğr. Üyesi Aylin ARICI
SHU Merve ÇİÇEK
|
Bu yazıda Kahramanmaraş’taki bir çadır kentte 5-13 yaş aralığındaki çocuklarla gerçekleştirdiğimiz sanat terapisi oturumlarının notlarını paylaşmayı amaç edinmiş bulunuyoruz.
Oturumlar, depremin ardından yaklaşık 45. günde gerçekleştirildi. Uygulamalara başlamadan önce çadır kent yetkilileri ve ailelere bilgilendirme yapılarak gerekli onaylar alındı. Sürece geçmeden önce; mekânın koşulları, değişken hava durumu ve katılımcıların geniş yaş aralığı dikkate alınarak ön gözlemler yapıldı. Çocuklarla güvene dayalı bir iletişim kurmak ve onların ihtiyaçlarını dikkatle gözlemlemek bu sürecin en temel adımlarını oluşturuyordu. Çadır kentte sanat terapisi için yalnızca bir etkinlik çadırı ayrılmıştı. Ancak oturumların yapıldığı günlerde hava yağışlı ve soğuktu; çadır kalabalıklaştıkça kullanılabilir alan oldukça daralıyordu. İlk olarak katılımcılara kendimizi tanıttık ve onların da kendilerini gruba tanıtmalarını istedik. Ardından farklı oyunlarla (örneğin birbirimize top atarak) isimlerimizi ezberledik. Bu, aynı zamanda eğlenceli bir hafıza oyunuydu ve katılımcıların dikkat becerileri hakkında biz yürütücülere fikir vermişti. Isınma etkinliğine geçmeden önce katılımcıların bedensel hareket ihtiyacı içinde olduklarını gözlemledik. Katılımcılar, büyük lego parçalarını üst üste koyarak onların üzerinden atlamaya çalışıyor ve ördükleri duvarı sürekli olarak yükseltiyorlardı. Bu oyunu ısınma etkinliği olarak yapılandırdık. Katılımcılarla birlikte oyuna kurallar koyup bu etkinliği bir “engel aşma” oyununa çevirdik. Önce somut düzlemde engelleri aşmayı deneyimledik ve sonrasında katılımcılarla hayatımızdaki engeller üzerine konuşabildik. Kriz dönemlerinde katılımcıları ve ortamı gözlemlemenin ve zihinsel esnekliğin, (özellikle çocuklar söz konusu olduğunda) iletişim becerisinin ve güvenin önemini bir kez daha görmüş olduk. Sanat terapisi atölyelerinde, malzeme olarak kuru boya ve pastel boyalardan yararlandık. İlk oturumda katılımcılara istedikleri resmi çizebileceklerini söyledik. Serbest yönerge vermek, katılımcıların olduğu yerden başlamak ve onarımına ihtiyaç duyulan şeyi doğru tespit etmek açısından son derece önemliydi. Katılımcılar öncelikle mevcut durumu kâğıda aktarmışlardı. Örneğin hava yağmurlu olduğunda yağmur altında bir çadır kent çiziyorlardı. Çadır kent, uzun bir süredir katılımcıların yaşam alanıydı. Katılımcılar, oturumlar esnasında yaşadıkları çadırların numaralarını sıkça dile getiriyorlar, atölye sonlarında bizleri yaşam alanlarına davet ediyorlardı. Katılımcılar daha sonra yıkılmış veya hasarlı binalar, binaların içinde sıkışmış insanlar çizmeye başladılar. Paylaşımlar esnasında diğer katılımcılar da kişisel deneyimlerini aktarmak için çok defa söz alarak deneyimlerini, gözlemlerini, korkularını, endişelerini, rüyalarını dile getirdiler. |
Bir katılımcı şehir merkezini çizmeyi düşündüğünü ancak çizilecek bir şeyin kalmadığını söyledi (10 yaş). Ardından resminin bittiğini ifade ederek kağıdını teslim etti. Bu paylaşımlar esnasında başka bir katılımcı, şehirde çok fazla kişinin öldüğünü ve oturumlara onları anarak başlamanın iyi olabileceğini söyledi (9 yaş). Bu paylaşım üzerine katılımcılarla kayıplar ve yas üzerine konuşabildik.
|
Boş bir şehir merkezi resmi birçok katılımcının dikkatini çektiğinden katılımcılardan bazıları oturum esnasında “İnsanlar geri gelir mi? Kent hep böyle boş mu kalacak?’’ diye sormaya başladı. (8 yaş; 10 yaş; 12 yaş)
|
Resimlerin geneline bakıldığında “yol” ve “gitmek” temasının öne çıktığı görülüyordu. Paylaşım kısmında katılımcılardan bazılarının deprem sonrası bir süreliğine yaylaya gittiği, bazılarının çevrelerinde gidenleri gözlemlediği tespit edildi. Resminde yol çizen katılımcılardan bazılarında yolun sonu belirsizliği işaret ederken, katılımcılardan birkaçının ise yolu güneşe çıkıyordu. Bu, gelecek güzel günlerin umudu olarak yorumlanabilirdi.
|
Atölyenin ikinci aşamasında , katılımcıların ruhsal onarımı için şehirlerini yeniden inşa etmeyi teklif ettik. Katılımcılar bunu büyük bir sevinçle karşıladı. Bir katılımcı (13) tabelasız şehir olmayacağı için ilk olarak şehir tabelası çizmek istediğini söyledi. Bir şehri yeniden inşa etme fikrinin katılımcıları heyecanlandırdığı gözlemlendi.
|
Katılımcılar, öncelikle içinde güvenle yaşayabilecekleri sağlam binalar inşa ettiler. Katılımcılar arasında binaları yıkılanlar ile binaları ağır ve orta hasar alanlar vardı. Bina çizimlerinin ön plana çıkmasının, barınma ihtiyacının önceliğiyle ilişkili olduğu söylenebilirdi. Oturum esnasında bazı katılımcılar da şehirde eksik gördükleri; kaymakamlık, bayrak, okul, cami binalarını çizdiler. |
|
Bir katılımcı Maraş denildiğinde akla dondurma geldiğini ve bu nedenle dondurmacı çizdiğini, kendisi için de bunun olmazsa olmaz olduğunu, ifade etti (9 yaş)
|
Katılımcıların çizimlerinde dikkat çeken sembollerden biri de gökkuşağıydı. Çocukların birçoğu gökkuşağı çizdi. Travmaya daha az tanık olanların ve depremden sonra bir süreliğine şehirden ayrılanların gökkuşağını daha fazla resmettikleri gözlemlendi. Gökkuşağı, diğer öğelerin çoğunlukla gri ve tek renkli olduğu resimlerde, adeta bir renk patlaması olarak resimlerin merkezinde yer aldı. Bu durum, gökkuşağının çocuklar için umut, yeniden doğuş ve güzel günlere duyulan özlemin sembolü olabileceğini düşündürdü.
|
Oturumlar esnasında katılımcıların birçoğunun şehrin dağlarını çizdiği gözlemlendi. Katılımcılar rengarenk dağlar çiziyorlar, şehrin dağlarına çiçekler ekiyorlardı. Katılımcıların tümü şehirlerini çok sevdiklerini ve eski haline dönmesini çok istediklerini ifade etti. Oturumların sonunda tüm katılımcıların resimleri birleştirildi. Katılımcılardan yeniden oluşturdukları şehre bakmaları ve ne hissettiklerini ifade etmeleri istendi. Bu yönerge, parçadan bütüne gidilerek çocukların kolektif bir ürün ortaya koymalarını sağlamayı amaçlıyordu. Böylece hem grup içinde dayanışma ve aidiyet duygusu güçlendirildi hem de ortak bir geleceği birlikte hayal etme deneyimi desteklendi.
Katılımcılarda en baskın duygunun özlem olduğu gözlemlendi. Çocuklar, geçmişin güzel günlerine duydukları özlemin yanı sıra, şehrin yeniden inşa edilerek eski hâline kavuşacağına dair umutlarını da dile getirdi. Bu paylaşımlar, geçmişe özlemle birlikte geleceğe dair güçlü bir umut barındırıyordu. Özellikle 12 yaşındaki bir katılımcının, şehrin sokaklarında yeniden insan görmek istediğini belirterek diğer çocukları çizimlerine insan figürleri eklemeye davet etmesi, grup dinamiklerinin destekleyici gücünü açık biçimde ortaya koydu. Bu etkileşim, sanat terapisi sürecinde katılımcılar arası karşılıklı teşvikin, kolektif hayal gücünü canlandırma ve ortak onarım sürecini güçlendirme açısından ne kadar işlevsel olabileceğini gösterdi. Paylaşımların ardından oturum sonlandırıldı.
Tüm bu deneyimler, sanatın çocukların duygusal ifade ve baş etme süreçlerinde ne denli güçlü bir araç olabileceğini ortaya koymuştur. Bu yönüyle çalışma, travmatik yaşantılardan doğrudan etkilenen gruplarla yürütülen sanat terapisi uygulamalarının işlevselliğini göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Nevin Eracar’ın (2013) da vurguladığı gibi sanat, kimi zaman hınzır kimi zaman da utangaç bir dışavurum aracı olarak bireyin iç dünyasından dışa doğru akışını kolaylaştırmakta; üstelik bunu içinde bulunulan koşullardan bağımsız biçimde gerçekleştirebilmektedir. Böylece yoğun duygusal yükler hafiflemekte, bireyin yaşama bakışını gölgeleyen etkiler ise zamanla silinebilmektedir.
Katılımcılarda en baskın duygunun özlem olduğu gözlemlendi. Çocuklar, geçmişin güzel günlerine duydukları özlemin yanı sıra, şehrin yeniden inşa edilerek eski hâline kavuşacağına dair umutlarını da dile getirdi. Bu paylaşımlar, geçmişe özlemle birlikte geleceğe dair güçlü bir umut barındırıyordu. Özellikle 12 yaşındaki bir katılımcının, şehrin sokaklarında yeniden insan görmek istediğini belirterek diğer çocukları çizimlerine insan figürleri eklemeye davet etmesi, grup dinamiklerinin destekleyici gücünü açık biçimde ortaya koydu. Bu etkileşim, sanat terapisi sürecinde katılımcılar arası karşılıklı teşvikin, kolektif hayal gücünü canlandırma ve ortak onarım sürecini güçlendirme açısından ne kadar işlevsel olabileceğini gösterdi. Paylaşımların ardından oturum sonlandırıldı.
Tüm bu deneyimler, sanatın çocukların duygusal ifade ve baş etme süreçlerinde ne denli güçlü bir araç olabileceğini ortaya koymuştur. Bu yönüyle çalışma, travmatik yaşantılardan doğrudan etkilenen gruplarla yürütülen sanat terapisi uygulamalarının işlevselliğini göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Nevin Eracar’ın (2013) da vurguladığı gibi sanat, kimi zaman hınzır kimi zaman da utangaç bir dışavurum aracı olarak bireyin iç dünyasından dışa doğru akışını kolaylaştırmakta; üstelik bunu içinde bulunulan koşullardan bağımsız biçimde gerçekleştirebilmektedir. Böylece yoğun duygusal yükler hafiflemekte, bireyin yaşama bakışını gölgeleyen etkiler ise zamanla silinebilmektedir.
Kaynakça:
- Aslan, Ş., & Yelboğa, N. (Eds.). (2025). Sosyal hizmet ve sanat: İmkânlar – öneriler – örnekler. Nobel Akademik Yayıncılık.
- Capacchione, L. (2017). Sanat terapisiyle iyileşmek: Resim çizerek ve yazı yazarak içinizdeki çocukla temasa geçin (D. Özen, Çev.). Kaktüs Yayınları.
- Eracar, N. (2013). Sözden öte: Sanatla terapi ve yaratıcılık. 3P Yayıncılık.
- Velioğlu, S. (1978). Akıl hastası ve sanatçı. Yaşam Yayınları.
- Yavuzer, H. (2023). Resimleriyle çocuk: Resimleriyle çocuğu tanıma (27. basım). Remzi Kitabevi.