Editörden...
Funda Sancar Yılmaz
Değerli okurlarımız,
E-bültenimizi sizlere uzunca bir aradan sonra sunuyoruz. Geçtiğimiz e-bülten yayınından bu yana bir yönetim kurulu devri gerçekleşti ve köklenmenin önemli bir biçimi olan yazıya ancak şimdi geçebildik. Dolayısıyla bu sayıda hem geçmiş hem de güncel döneme ait etkinliklere dair yazılar bulacaksınız.
İki farklı dönemde yaşadıklarımızı ve derneğin bu dönemde ele aldığı etkinlikleri en iyi yansıtan etkinliğimizin gündemin nabzını tutan bir yerden destek sunmayı amaç edinmiş sanat psikoterapileri haftası olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple geçtiğimiz sanat psikoterapileri haftası etkinliklerinin temasına bakarak yaşadıklarımızı dernek etkinlikleri perspektifinden görebiliriz: pandemi günlerinde ‘‘Yaratıcılık, Kayıp ve Yas’’ sempozyumumuzu gerçekleştirdiğimiz 2022 yılında sanat psikoterapileri haftasının teması ‘‘Sınırlar ve Etik’’, 2023 yılı teması ‘‘Kriz Dönemlerinde Sanat ve Sanat Terapisi’’, 2024 yılı teması ‘‘Yanılsama ve Gerçeklik’’ ve son olarak 2025 yılı teması ‘‘Duyarlılık’’ şeklindeydi. Etkinlik başlıklarımızdan da anlaşıldığı üzere ne yazık ki hem ülke hem de dünya olarak zor zamanlar yakamızı bırakmıyor. Bu sebeple bu yıl duyarlılık teması üzerinde yoğunlaştık ve gerçekleştireceğimiz sempozyumumuzun temasını ‘‘Toplumdan Bireye Ruh Sağlığı ve Yaratıcılık’’ olarak belirledik. Bu e-bülten sayısında, hem toplum hem de birey olarak sanat ve sanat psikoterapilerinden nasıl yararlandığımızı teorik, pratik ve süreç aktarımları olarak bulabilirsiniz.
Duyarlılık, dernek olarak birçok konuya hassasiyetle temas etmeye ve iyileştirmeye odaklandığımız noktadan kapsayıcı bir şemsiye işlevi gördü diye düşünüyoruz. Pandemi, savaş, deprem, yangın ve ekonomik kriz gibi varoluşumuzu ve yaşam kalitemizi etkileyen felaketlerden geçerken hangi bir travmatik duruma odaklanacağımız ve neyin yasını tutacağımızı şaşırdığımız bir halde olduğumuz aşikar. Bununla birlikte umudu dile getirmeye dahi çekinir hale geldik ve umudu anmak bile bizleri öfkelendirir oldu. Peki bu kadar yıkımın içinde yaratıcılığımızı nasıl bulacağız ve nasıl kökleneceğiz? Öncelikle inatla devam ediyoruz.Yangın yerinde açan orkideler gibi olduğumuz lafı yönetim kurulunda birbirimize söylediğimiz bir metafor oldu ve dernekle de belki böyle devam ediyoruz, tabii inat demişken, dayanıklılığımızı da yanımıza alarak. Tam bu noktada, belki de kendimize, başkalarına ve içinde bulunduğumuz dünyaya ancak duyarlı olarak yaşamımızı sürdürebiliriz. Duyularımızla algıladığımız ve içinde var olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz ve yaşamımız boyunca gördüklerimiz, duyduklarımız bazen o kadar ağır geliyor ki kimi zaman oraya bakmamaya, işitmemeye çalışıyoruz. Artan zorlukların yoğunluğuyla birlikte kapsama alanımız yetersiz kalıyor. Duyarlılığı anmak, onu konu olarak getirmek, sizlerle paylaşmak, birlikte üzerine düşünmek ve deneyime alan açmak, aslında işittiklerimizi duymaya, baktıklarımızı da görmeye dönüştürüyor diye düşünüyorum.
Yaşamda algıladıklarımızı var ediyoruz. Varolanların anlamı bizim için her zaman değişecek, bu yüzden yaratıcılık da değişim işine dahil. Devamlı değişen bir döngüde olmanın kendisi yıkım ve yapımı getiriyor çünkü. Bu yüzden sanat üreten kişiler de estetik gibi kavramların yanı sıra birçok açıdan duyarlılık gösteren kişilerdir. Burada duyarlılık derken, canlı -yani insan, hayvan, doğa gibi; toplum ve etik gibi birçok konudan bahsedilmekte. Yaşadığımız, tanık olduğumuz toplumsal travmaların, sosyo-politik, ekonomik birçok durumun yaşam koşullarımızı maddi manevi ne kadar etkilediğini hem ruh sağlığı çalışanları, hem sanatçılar hem de tanıklar olarak en belirgin şekilde yaşadığımız dönemlerden geçiyoruz. Bu noktada bir elin nesi var, çok elin çok sesi var anlayışıyla birbirimizin ve canlıların haklarını korumak, desteklemek, sesi çıkamayanların sesi olmak çok önemli. Bunu sadece kendi duygulanımlarımızla, sosyal medya gibi mecralarla değil, fiilen yaptıklarımızla gerçekleştirebiliriz ve duyarlılık aslında yaşamla bağ kurmamızda pragmatik olarak bize yol gösteren bir işlev sunuyor.
Ayrıca, etik duyarlılıkta derneğimizin mesleğimizi koruma ve geliştirme adına hem eğitim kriterleri oluşturduğunu hem de etik bir kodun redaksiyon aşamasında olduğunu ve eğitim standartları ve ölçütlerinin de yayınlandığını sizlerle paylaşmak isterim. Websitemizde bu bildirilere ulaşabilirsiniz. Bunun yanında, instagram hesabımızından duyuruların yanı sıra sanat psikoterapileriyle ilgili makaleler yayınlamaktayız. Bu yayınlarımızın, üyelerimizden gelen geribildirimleri takiben tekrar tekrar yapılandırılıp geliştirilebileceğini de hatırlatmak isterim. Bilgi kirliğinin arttığı ve güvenilirliğin azaldığı bu çağda, bizlerin etik ve eğitim standartlara sahip çıkması hem uygulayıcı hem de katılımcı açısından elzem.
Sözlerimi bitirirken konumuz vesilesiyle sizleri duyarlılıkla ilişkinizi gözden geçirmeye ve bunu yaparken de kendinize duyarlılık göstererek özbakımınızı ihmal etmemeye davet etmek isterim.
Dernek etkinliklerimizde buluşmayı ve iyi okumalar dilerim…
Funda Sancar Yılmaz
Sanat Psikoterapileri Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı